İşkence, sistem ve toplum haberi

ŞÜKRÜ ASLAN [email protected] 2022.05.18 06:30 GÜNCEL 18.05.2022 06:30 Bazı tarihler yaklaşık olarak bazı toplumsal olaylarla kodlanmıştır ve belleklerde öylece yer etmiştir.

İşkence, sistem ve toplum haberi
18 Mayıs 2022 - 08:52
author
ŞÜKRÜ ASLAN
[email protected] 2022.05.18 06:30

GÜNCEL 18.05.2022 06:30

Bazı tarihler yaklaşık olarak bazı toplumsal olaylarla kodlanmıştır ve belleklerde öylece yer etmiştir. 18 Mayıs, gençlik yıllarımdan beri benim için böyle bir tarihtir ve 1973 ’te işkence edilerek öldürülen İbrahim Kaypakkaya ’yı hatırlatır. O Kadar oysa 18 Mayıs ’ı onsuz düşünmek olanaksızdır. Bu tarih Türkiye ’nin tüm cefa deneyimleri içinde özel bir vakit olarak duruyor.

***


Kuskusuz öncesinde olduğu gibi sonrasında da gaddarlık, politik-toplumsal hayatin bir parçası olarak vardı. Bilhassa 1980 ’ler Türkiye ’nin işkence ile anıldığı yıllardı. M. Ali Birand, Hikmet Bila ve Rıdvan Akar ’ın 1989 ’da yayımladıkları bir kitapta 12 Eylül 1980 ’den sonradan cezaevlerinde 299 kişinin yaşamını yitirdiği; bunlardan 171 ’inin işkenceyle öldüğünün belgelendiği yazılmıştı. Yani işkenceli tekil ölümler kitleselleşmişti. Bu süreçte cefa biçimleri de çeşitlenmişti. Yeni Gündem, 6 Eylül 1987 tarihli sayısında 32 cefa çeşidinin yer aldığı bir liste yayınlamıştı: Vücudun kuvvetli bölümlerine cop, kalas, zincir, demir çubuk vb. şeylerle vurmak, anadan doğma bir tutukluya köpek saldırtmak, tutukluları birbirine bağlayıp ters yönde koşuşmak, tutuklunun bir ayağına alt zinciri yüksek bir yere bağlantı kurmak ve esir bayılıncaya kadar orada bekletmek, tutukluyu soymak ve testis ve erkeklik organlarından tutarak tartmaya niyetlenmek, tutukluyu kurulan sehpada idam denemesi yapmak, zeytinyağına batırılan copu zor kullanarak makata sokmak, erkeklik organına ip bağlayıp sürüklemek, tutuklunun başını lağım suyuna sokup, dışkı yedirmek, bir tutukluyu yere yatırarak, diğerinin onun üstüne işemesini karşılamak bunlardan bazikleriydi. Bunlar cezaevlerinde yapılan işkence biçimleriydi. dahası sorgu aşamasında yapılanlar vardı ama aynı şekilde ürperticiydi. Anadan Doğma soymak, elektrik atamak, saatlerce ayakta yetişmek, yemek vermemek, tuvalete çıkarmamak, falaka, gözleri kapatmak, arkadan ellerin bağlanmasıyla ters olarak askıya almak, ıssız bir yerde tabancayla sağına soluna ateş etmek, tırnaklarını sökmek vb. Vahşi dayak bu yöntemlerin içinde belki de önemsiz kalırdı ancak İlhan Erdost cezaevinde dipçik ve yumruk darbeleriyle öldürülmüştü.

İşkence kuşkusuz yalnızca sol politik tutuklulara yapılmıyordu. Hakki Öznur ’un yazdığı gibi 12 Eylül Darbesi ’nden sonra Işık Halkası Ocakları davasında yargılanan altı kişi işkencede öldürülmüştü.

Ihsan Hakları Derneği 1986 yılında kurulduğunda düzenle olarak işkence uygulamalarına dair raporlar yayınlamıştı. 5 Temmuz 1991 ’de gözaltına alınan, iki gün sonradan ise acımasızlık edilerek ve silahla taranarak öldürülen Vedat Açık Fikirli dahil yüzlerce gaddarlık vakası bu raporlarda yer almıştı. 12 Eylül 1980 darbesinin 11. yılında yazılı 11 Sene Yetmedi mi başlıklı kitapta Avukat Hüsnü Öndül, sıkıyönetim mahkemelerinde görülen davalarda yargılanan on binlerce sanıktan yalnızca yüzde 5 ’inin gaddarlık görmediğini söylediğini yazmıştı. Rapora tarafından işkencede öldürülenlerin davalarında polisler tutsak yargılanmamakta; ilgisiz polisler görevli gibi gösterilmekteydi. böylece ancak 1980-1991 arasında gaddarlık savı ile tutuklanan tek bir polis bile yoktu.

***

Bir diğer insan hakları kurulusu olan Mazlum Der de 1991 de kurulduğunda yayınladığı birincil kitabin baliğini İnsan Hakları İhlalleri ve İşkence olarak belirlemişti. Kitapta adam kaçırma ve işkenceli sorgulama eylemleri, zulüm neticesinde ölümler, cefa ile ajanlık teklifi, ibadet hürriyetine müdahaleler vb yer almaktaydı.

Türkiye bütün bu süreçle yüzleşti mi? Yüzleşiyor gibi yaptı şayet de. tamamiyle bu donemin toplumsal faturasını ortaya çıkaramadı, sorumlularını tespit edemedi. İşkence yapanlar veya bütün bu sureci yönetenler acık ya da örtük görevlerini yapmaya devam etti. İşkencenin böylece çok türüne konu olan olaylar gerçekleşmeye devam etti. Türkiye bu konuda yeni çok sayıda gaddarlık iddiası ve vakasıyla karşılaşmaya devam etti. Kısaca yitici ve kotu deneyimlerle yüklü tarih işlemeye devam etti.

İşkencenin mağdurları acısından bakıldığında, 1973 ’te İbrahim Kaypakkaya ’nın parçalanmış bedeni ailesinin ellerine verildiği zamanki duygu ve ah etme hali neredeyse aralıksız güncellendi. Bu ağır vebal bugün sistemin üstünde bir yük olarak duruyor. Tıpkı öncesindeki tüm kitlesel kırım deneyimlerinin yükünde olduğu gibi. Sanırım temel sorun sistemin yalnızca bu ağır vebal ile yaşaması yok, diğer taraftan bunu tercih etmesidir.

Günün Manâlı Manşetleri Haber Geniş bir şekilde Haberin detayları ve bilgisi verildi. Kaynak takip edilmektedir, yeni bilgiler geldiğinde anlık güncellenecektir. Kars Haber Yerel Kategorileri de mevcuttur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum